Ve aleykümselam, İslam'ın ölümden sonraki yaşamla ilgili öğretilerini merak etmeniz ne güzel. Bu konudaki bilgiler, Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye'den alınmış olup, müminlerin ve kâfirlerin ölümden sonraki hallerini detaylı bir şekilde açıklar.
İslam'a göre ölüm, bir son değil, ahiret hayatına geçişin ilk adımıdır. Bu geçiş sürecinde, özellikle kabir hayatı önemli bir yer tutar.
Müminin Kabirdeki Durumu:
Mümin bir kul, ölüm anında melekler tarafından müjdelenir ve cennetle müjdelenir. Ölümünden sonra, kabrine konulduğunda, ona iki melek gelir ve Rabbini, dinini ve Peygamberini sorar. Mümin, bu sorulara doğru cevaplar verir: "Rabbim Allah'tır, dinim İslam'dır ve Peygamberim Hz. Muhammed'dir." Bu sorular, mümin için bir imtihandır ve bu imtihanda sabit kalması, Allah'ın (cc) şu ayetiyle müjdelenir: "Allah, iman edenleri dünya hayatında da ahiret hayatında da o sabit sözle pekiştirir." (İbrahim Suresi, 27. Ayet). Bu bilgiler, İbn Kesir, Beğavi ve Taberi gibi müfessirlerin tefsirlerinde yer almaktadır (İbn Kesîr — Tefsîrü'l-Kur'âni'l-Azîm, s. V04/P501–V04/P502; Beğavî — Meâlimü't-Tenzîl, s. V04/P350–V04/P352; Taberî — Câmiü'l-Beyân, s. V13/P657).
Bu doğru cevaplar üzerine, müminin kabri genişletilir, cennetten bir köşe ona gösterilir ve kabri cennet bahçelerinden bir bahçe haline getirilir. Güzel kokulu rüzgarlar eser, kabri aydınlanır ve rahat bir uykuya dalar gibi huzur içinde bekler. Hatta bazı rivayetlerde, kabre güzel yüzlü, güzel elbiseli ve hoş kokulu bir zatın gelerek, "Seni müjdeleyenlere kavuşacağın gün geldi" diyeceği ve bu zatın müminin kendi salih ameli olduğu belirtilir (İbn Kesîr — Tefsîrü'l-Kur'âni'l-Azîm, s. V04/P493–V04/P494; Gazâlî — İhyâü Ulûmi'd-Dîn, s. V04/P498).
Kâfirin Kabirdeki Durumu:
Kâfir veya münafık ise, ölüm anında melekler tarafından azapla müjdelenir. Kabirde ona gelen melekler, Rabbini, dinini ve Peygamberini sorduklarında, cevap veremez ve "Bilmiyorum, insanları öyle derken duydum" gibi ifadeler kullanır. Bu durum, Allah'ın (cc) şu ayetiyle ifade edilir: "Allah, zalimleri saptırır ve dilediğini yapar." (İbrahim Suresi, 27. Ayet). Bu bilgiler de İbn Kesir, Beğavi ve Taberi gibi müfessirlerin tefsirlerinde yer almaktadır (İbn Kesîr — Tefsîrü'l-Kur'âni'l-Azîm, s. V04/P501–V04/P502; Beğavî — Meâlimü't-Tenzîl, s. V04/P350–V04/P352; Taberî — Câmiü'l-Beyân, s. V13/P657).
Kâfirin kabri daraltılır, kemikleri birbirine geçer ve üzerine ateşten bir yatak serilir. Kabrine cehennemden bir kapı açılır ve oradan gelen azap ve sıcaklık onu rahatsız eder. Kötü kokulu, çirkin yüzlü bir zat gelir ve ona "Seni müjdeleyenlere kavuşacağın gün geldi" der. Bu zat, kâfirin kötü ameli olur. Kâfir, kıyametin kopmasını diler, ancak bu azap kıyamete kadar devam eder (İbn Kesîr — Tefsîrü'l-Kur'âni'l-Azîm, s. V04/P493–V04/P494; Abdülkâdir Geylânî — el-Gunye, s. V01/P143–V01/P145).
Ölüm ve Kıyamet Günü:
Müslim'in Sahih'inde rivayet edildiğine göre, kıyamet günü ölüm, boynuzlu bir koç şeklinde getirilir ve cennet ile cehennemin arasına konulur. Ardından "Ey cennet ehli, ölümü tanır mısınız?" diye sorulur, onlar da evet derler. Sonra "Ey cehennem ehli, ölümü tanır mısınız?" diye sorulur, onlar da evet derler. Sonra ölümün boğazlanması emredilir ve şöyle denilir: "Ey cennet ehli, ebedi saadet! Ey cehennem ehli, ebedi azap!" Bu, ölümün artık olmadığı, cennet ehlinin sonsuza dek nimet içinde, cehennem ehlinin ise sonsuza dek azap içinde olacağı anlamına gelir (Müslim — el-Câmiu's-Sahîh, s. V00/P000).
Bu bilgiler, İslam'ın ölümden sonraki yaşama dair temel öğretilerini özetlemektedir. Bu konular, akıl ile tam olarak kavranması zor olan gaybi konulardır ve bu nedenle nakle (vahy ve sahih hadis) dayanmak esastır.